20 Temmuz 2010 Salı

şükür ...

tatilin son kısmını bir türlü yazamadım, araya hastalık filan girdi, vakit olmadı.
Kısaca son kısmı da kayıt altına almak istiyorum:
6 gün voyajda baba- kız tatil yaptıkdan sonra (dikkatinizi çekerim kendimi tatil
yapanların arasına katmıyorum) önümüzde 2 seçenek vardı ya pazara kadar sürtecektik
yada eve dönecektik. Ben battı balık yan gider bari buralara kadar geldik sürtelim
dedim. hoş tatilimizi dinleyenler "maşallah ufak çocukla iyi gezmişiniz hiç şikayet
etme bizimki olsaydı yollarda canımıza okurdu" dediler.
Öğlen gibi otelden ayrılıp aspendos, manavgat şelalesi, kurşunlu şelalesive düden
şelalesi turu yaptık. Aspendos'un atmosferi çok hoş, manavgat şelalsindense
kurşunluyu tercih ediniz, kurşunlu şelalesi doğa olarak harika sadece düden beni
hayal kırıklığına uğrattı şehrin içinde kalmış enteresan bi yer, altındaki mağraya
girerken bi de fare gördüm kocaman, feleğim şaştı doğal olarak:) düdeni geride
bırakıp antalya şehir merkezine gittik aslında burada bir otelde kalacaktık karı-koca
kaşındık her tatilimizi organize ettiğimiz eteseye gittik. ertesi gün çıralı tarafına
gideceğimizden kemerde 1 gecelik ucuz fakat temiz bir otel istedik, ucuzdan kasıt 1
gece kalıp yola devam edeceğimizden herşeydahil sisteme gerek olmadığı içindi. Gerzek
hatunlar bize katalogdan bir yer gösterip "temiz" deyip yolladılar. kemer beldibinde 2 saat larissapark aradık. en son tarif ettikleri yön doğruydu, oteli gördük ama
girişini bulamıyoruz, sonra bi adam çıkageldi bahçeden, otelemi geldiniz dedi evekde
girişi nerde dedik. "abi giriş burası park et şööle aliim çantaları" dedi. bir çıkmaz
sokakta arabayı park edince koca kişisi söylenmeye başladı "otaparkı bile yok boşuna
girme içeri kötüdür burası"ok diye. girdik girmez olaydık. sadece 2-3 vukaat
anlatayım. odaya girdiğimizde zaten resepsiyonda başlayan hayalkırıklığı yerini kusma
isteğine bıraktı neyse, tutiş kız uykulu ve aç, hemen su katıp sütlü pirinçli yapıcam
odada minibar yok, su yok, hoş minibar olsaydı kesin içi boş olurdu zira tv var ama 2
rus kanaldan başka kanal yoktu. Koca kişisi aşağı indi, su için ona bi su makinası
göstermişler üstelik plastik bardak da yok, koca demişki "ya şişe su yokmu odada
çocuğa götürcem" ordan bi maho garson çıkıp "abi boş soda şişeleri var veriim mi"
diyo. Koca kişisi bela okuya okuya arabadan su alıp geliyor bu arada ben odada fellik
fellik eteseyi arıyorum ama saat 22.30 bir sonuca gidemiyorum. koca geliyor, tutişe
mama yediriliyor, ben sinirden sigaraya sarılıyorum çakmak yok! recep abiye inip maho
abiden çakmak istiyorum, buluyor bir çakmak bana veriyor, ben odaya geliyorum. bu
arada çıkma kararı alıyoruz. Telefon çalıyor maho abi diyorki "abla çakmak almıştı
benden, o çakmak bi müşterinindi getirirmisiniz?" Nasıl çıktığımızı anlatamam. Tutiş
bile şaşkınlıktan böm böm bakıyor. sahil kısmında daha evvel gittiğimiz amara biiç
rizört var hemen oraya gidiyoruz ama yer yok daha güvenlik kapısından dönüyoruz. yine
o civarda akka antedon diye adını hiç duymadığımız bir otele dalıyoruz, oda var, ve
biz o güzelim odada 1 gece yatıp çıkıyoruz. Bir dahaki tatile burayı da düşünelim
diyoruz...merak eden varsa; ertesi gün eteseyi güzel bi paylayıp ödediğimiz paranın iadesini sağladım.
Kemerden yola çıkıp phasalis, çıralı ve olymposu gördük. Bu güzergahta gezi
yapacaklara önerim olympos yolundan aşşağı inmeleri. Biz çıralıdan indiğimiz için 15
dakikalık bir sahil yürüyüşü yapmak zorunda kaldık olymposu görmek için. Ve aklımı ne
kadar yitimişim ki havluları arabada bıraktığımdan çıralıda güzelim denizi
değirlendiremedim. Ver elini Fethiye dedik sonra, yolda kaputaşıda görmek isterdim
fakat hava kararmak üzereydi. Kalkanda yemek molası verdik sahilini çok merak ettim.
yemek yemek için trafiğe kapalı bi caddede ilerledik sadece. menüler acaip kazıktı,
yada biz kazık bir yer seçmiştik:)
Fethiye'de abimin tanıdığı bir butik otele gittik daha doğrusu biz butik sanıyorduk
ekoturizm yapan bir yer çıktı. Vardığımızda gece olduğundan çevreyi görmeden villanın
içine girdik. çatı katı gibi bir odada ölü gibi uyuduk. Tavandaki örümcek ağları beni
çok rahatsız etmişti, buna tezat olarak yatak, çarşaflar mis gibi sabun kokuyordu.
Sabah kahvaltıya indiğimizde sinekten yemek yiyemeyince olayın özünü kavradık.
kahvaltıdaki herşey organik, sinekler ilaçlanmıyor, örümcekler öldürülmüyor, ağları
bozulmuyor, çöpler ayrıştırılıyor,havuzu temizlemek için klor kullanılmıyor.
Ekoturizim ne menem bişeymiş öğrenmiş olduk ekolocik ekolocik:) Bu son deneyimden
sonra kocayla neslimizin sadrazamın dile alınmayacak yerlerinden geldiğine karar
verip pansiyon, ekoturizm hatta 5 yıldızın aşşasının bizi bozacağına kanaat getirdik.
Voyajda yaptığımız gibi iyi bir yeri şubatta en uygun fiyata kapma kararı aldık,
artık sigortada yapıldığından kaybedecek bişey de yok.
Sinekler içemediğimiz çayda slalom yaparken biz toparlanıp ölüdenize gittik.
Ölüdenize daha evvelde gitmiştim çakılların ayağıma bukadar azap verdiğini
hatırlamıyorum öğlene kadar süren deniz faslından sonra marmarise doğru yol aldık.
Marmarise girmeden sedir adasına saptık saatin geç olması ve müşteri olmaması
sebebiyle teknelerle bir türlü anlaşma sağlayamadık. 2 kişi bir fasulye için 150
liradan açılan kapı insaflı bir amcanın 30 liraya düşmesiyle sedir adasına vardık.
Plajı 3 yıl evvel kapatmışlar iki taraflı merdivenden sadece denize giriliyor artık,
bu nedenle tadı eskisi gibi olmasada tatilin son günü adamakıllı süper bir denize
girmiş bulundum. geceyi marmaristeki bir akrabamızda geçirip, alayı kirlenmiş
lekelenmiş üstbaşımızla ertesi gün yollara düşüp, akşamına evimiz kavuştuk.


Şükür tatilde bitti anlatması da:))))


Yazıda düzeltemediğim bir kayma var.. uğraşamiicim.

22 Haziran 2010 Salı

tatil part tuu

Baştan söyleyeyim her nekadar kendime kayıt için tutsamda bu blogu okuyana saygım var (tüh kaka sözlerim affola) Okuduğum bazı bloglarda anlatırlar " şööle gezdik, bööle güzeldi, şundan yedik acaip nefisti vs" uleyn tamamda neresi burası? nerde yedin? hangi oteldi bu anlattığın? hangi tükkandan aldın bu güzelim göbek kapatan blüzü (müzdaribim ya takıldığım şeye bak). sonra yorumları takip eder bi ipucu bekler dururum, O sebebten yer, yurt, isim, marka saklamayacağım merak eden yorumlarda cebelleşmesin. gugıl münecciminde arayan lönk diye gelmesin diye biraz değişiklik yaparım anca okadar.
- Cuma sabahı alacakaranlıkta çıktığımız yolculuk öğlen 2 gibi altı günümüzün geçeceği voyaj sorgunda son buldu.Odada dağılıp döküldükten sonra deniz kenarına indik. Şimdi oturup çektiğim görüntüleri izleyince tutişin ilk gün acemiliği okadar belli ki..kürek tutamıyor, kovayla ne yapacağını bilmiyor, dalga gelince dengesi şaşıyor filan...İlk akşam yemeğinden durum anlaşılmaya başladı, Tutiş kız kuşadasında olduğu gibi ne yemek yiyecekti ne de yedirecekti. Keza öyle de oldu toplamda 10 günü bulan tatilde sadece 2 kere ka.ka yaptı desem durumun vehameti anlaşılır heralde. ilk 2 gün acaip taktım bu yememe meselesine, ne yapacağımı şaşırdım. Evimizdeki lezzeti, alıştığı şeyleri önüne getirmeye çalıştım hep. Sonra uyandım atmosfer de evdeki gibi olmalı diye, sabah kahvaltılarını erkenden yemek salonuna gidip cicibbeli karışım olarak hazırlayıp odaya getirdim tv karşısında kısmen yedi, öğle ve akşam yemeklerinde navigasyon aletine işimiz düştü yine, poko izlerken boğazına 3-4 lokma giriyordu en azından. Artık okadar enteresan duruma gelmiştiki 4-5 spagetti yarım köfte yediğinde babayla timsah yürüyüşü yapacaktık. Sonuçta şu acı gerçeği anlamış oldum tv ile reklamla yemek yedirmek tamamen çocuğa alışkanlık yapıyor. Tv karşısında farkına varmıyor yediğinin yemediğinin, Anca doyduğu anda mızıkmaya başlıyor. Acı ama gerçek, eve döndüğümüzden beri kaybettiği yaklaşık yarım kiloyu alma uğruna tv kaşısında yedirmeye devam ediyorum. Bir şekilde bunu aşmamız gerekecek. Ayrıca aşmamız gereken 2.önemli konu da artık çorbaya endeksli öğünlerin değişmesi. Zaten sebze yemeklerini yemiyor. köfte, makarna , pilav seviyor fakat o kadar ağzında geveliyor ki doymadan sıkılıp bırakıyor. Neyse tatile geri dönelim biz: Deniz bulunduğumuz günlerde hep dalgalıydı, temmuz ağustosda böylemi oluyor çok merak ettim doğrusu. Ayrıca tatil yeri seçerken "kum plaj" lafına fazla aldanmamak gerekiyor. Tamam plaj kumdu fakat denizin girişi taş- kaya olunca denize girmek tamamen işkenceye dönüşüyor. Bizde havuzlara takılır olduk. Minik insan çocuk havuzlarındaki kaydırakları görünce orda girmek istedi hep. Fakat doktorumuz uyarmıştı öncelikle deniz, havuza gireceksede çocuk havuzu değil büyük havuz tercih edin demişti. hem çocukların bulaşıcı hastalık taşıma ve bulaştırma potansiyeli çok yüksek, hem havuza işiyorlar Ama bunladan daha iğrenci tüm ebeveynler ayaklarıyla havuzun içinde! Acaip rahatsız olarak 2-3 kere girdirdik hevesini alsın diye, mümkün mertebe suyu kafasına değdirmeyerek. Kendisi büyük havuzunda da gayet mutlu mesut eğleniyor, babasına "bi daa yap babacıım" diyerek direktifler veriyor. Tesiste 5 adet havuz vardı, tam odamızın karşısındaki ağaçlar arasında dumtıs dumtıs müzik olmayan tam kafa dinlemelikti. Sonra keşifçi anne büyük havuzunu cazip hale getirmek için bi formül buldu; odamızdaki otele ait minik duş jelleri, şampuanlar havuz başına getirilir, kovaya bir miktar su konulur, havuzbaşı bardan da 2-3 plastik bardak alınır. Elleri epey bi süre bu şampuanlı sularda kalması pahasına özgürce eğlenmesine izin verdik, döktü, köpürttü, aktardı, önemli bir iş yapıyormuş gibi başını kaldırmadan dakikalarca oynadı. öğlenleri havuzu bırakıp odaya girmek istemedi dolayısıyla uyku iyice bastırana dek maalesef güneşin en tepede olduğu vakitler fink attı. Ben deli gibi onu şemsiye altına çekme, koruyucu sürme, iki lokma bişey yedirmekle cebelleştim durdum. saat 3 gibi odada öğlen uykusuna yattı 2 gün babası bekledi ben dışardaydım, diğer günler ben bekledim. Sanki dışardaydım da bi halt ettim. Deniz'e bir kez girdim dalgalıydı zevk vermedi, havuzda tek başına salak salak takıldım, bolca telefonda tatilin benim için nekadar yorucu geçtiğini anlattım durdum eşe dosta. Sabah kahvaltı için cebelleş, sonra havuza git, koruyucu sür, onlar babayla havuzda eğlenirken "aman hatıra kalsın" diye video, fotograf çek, çıkınca ıslak mayo çıkart, kurula, giydir, Mini clup'a götür, o oyuncaktan bu oyuncağa,boya kalemine, bisiklete dön dolaş dur, binbir oyunla onu oradan çıkar yemeğe git tekrar cebelleş, bu arada her yemek faslında mama sandalyesini antibakteriel mendillerle kırkla, denize git taş topla, kumları mıncır, havuza dön tekrar aynı fasıl, odaya git uyumasını bekle, uyurken başını bekle, saat 6 olur 6.30 olur kız uyanmak bilmez, uyandırmanın en iyi yolu "tutişş şov başlıyor, abiler şrkı söölicek,dans edecek" demektir, tutiş zınk diye dikilir, bıcı yapılır, ben duş alırım, baba alır, bu arada babanın "havlu nerde, ne giyeyim" sorularına cevap verilir, Akşam yeemeği ayrı bi derttir temiz giyilen üst baş batar, tutişe bişey yedirme başarısız olur bu esnada baba karnını rahat rahat seçtiği, rahat rahat yediği yemeklerle doyurur, baba yarı aç kızı alır dolaştırır, Anne kişisi pek fazla yemekler arasında dolaşmadan 2-3 bişey seçer tam yemeğe koyulur muhteşem ikili gelir "hadi hadi"dir, mini disco başlıyordur, yalap şalap yenir, kıza acele tarafından meyve soyulup plastik bardaklarla alınır. Mini disco'da en miniler bile ablalara bakarak dans hareketlerini tekrarlar, bizim kız tepede dönen ışıklara bakar, sonra abilerin ablaların şovu seyredilir, samba gecesinde en öne kurulan babayı sambacılar kapar pistte oynatır, anne orda kopar, biten fotograf makinesi şarjına lanet eder, yorgun anne içkilerini, kahvelerini yudumlayan insanlara özenerek ailesiyle odaya döner, baba kişisi geceye devam etmek için yol yapmaya çalışır (bunu sadece doumgünüsünde başarır) kız uyutulur, anne biraz tv bakar, balkona çıkar yatar uyur.

14 Haziran 2010 Pazartesi

geçiyodum uğradım...

Az biraz vakit buldum... buraya mı yazsam yoksa kızın fotograflarınımı düzenlesem bilemedim. En azından bir başlangıç yapayım gerisi gelir diye düşündüm. Cuma günü annemlerin yazlığa geldik, zaten internet yok. parça parça yazarım eve gittiğimde yayınlarım diye düşünüyorum. Gerçi tek bir ağ var kuvvetli çeken ama o da muhtamelen suatının orta yerine etme isteği duyduğum dangalak komşudan çekiyor, neyse...
Efenim 23 nisan haftasonundan beri yazayım yazayım diye yanıp tutuşuyorum, üst üste çok şey birikti kayıt altına almak istediğim umarım toparlarım...
-23 nisan tatilinde kuşadasına gittik. Gidiş yolu okadar rahat geçti ki "ohoo dedim biz mayıs sonu antalyaya da böyle gider gelirsek ne ala" mevsim itibariyle denize havuza giren pek yoktu. hava ısıtsam mı? ürpertsem mi? kararsızlığı yaşıyordu. bu kısa tatille ilgili unutmak istemediğim birkaç ayrıntı var: öncelikle otel odasına girdiğimizde nereye geldiğimize anlam veremeyen tutiş sorusuyla koparttı beni "anne doktor yok dimi?" Yavrukuşum okadar çok korkuyorki doktordan. Doktorumuzun muaynehanesi ev gibi olduğundan kimsenin evine girmez oldu. Ayrıca benim doktorum için hastaneye gittiğimizde önce neresi olduğunu anlamadı fakat doktorun yanına girdiğimizde durumu çakıp avazı çıkarcasına ağlamaya başladı. bende onu giydirip süslemiştim doğumu yapan doktoru görsünde " ne güzel iş çıkarmışım uleyn" desin diye. Hoş imalat bize ait ama olsundu. Neyse hastane ortamına benzetmiş olacak ki böyle bi soruyla karşılaştık. Daha sonra odada alışma, inceleme, karıştırma turları atarken minibarı keşfetti zilli. boyu boyuna bir buzdolabı bulmak nasıl şaşırttıysa "vay nanınaaa" dedi. (vay canına) koca kişisiyle bunu nerden öğrendiğini düşünüp durduk. ( şaşkın anne ilerki günlerde kayyu'ya kulak kabartıp ne kadar çok"vay canına" dediklerini farketti). Gezdi tozdu, kumlarla oynadı, denize taş attı. Tek bir şeyde canımızı sıktı; hiç yemek yemedi. 2-3 günde bişey olmaz deyip eline elma, salatalık, ekmek vs. tutuşturduk. Bir günümüzü tarihi eser, müze gezisi olarak tamamladıktan sonra eve dönerken çalışmalardan, tatil yoğunluğundan bitmek bilmeyen yol canımızı sıktı. Dolayısıyla Antalya yolunu kara kara düşünmeye başladım. Hatta uçak filan ayarlayacaktık ama olmadı, saatler uyuşmadı.
-yılan hikayesine dönen, artık konuştuğum herkesin ööögk dediği evi boyatma meselesini 15 mayısa bir boyacı ayarlayarak halletmek istedik. eli yüzü düzgün akrabadan referanslı bi abiyle anlaştık. 1-2 gün öncesinden anam- babam yardımıyla evi toparladık anneanneye göç ettik. Ev toparlanınca, özellikle de perdeler kalkınca durumun nekadar kötü olduğunu varın siz düşünün 5 senedir boyanmayan, silinemeyen boyalı bir ev... utanç verici (niye açıklıyorsam?) Boyacı mıstaa abi o cumartesi babamın himayesinde boyaya başladı, tavanları boyadı, patlak çatlağı macunladı, salona tek kat sürdü gitti. Pazar sabahı tekrar buluşuldu, babamı koca kişisi eve bırakıp eğitime gidecekti. Eve girdiklerinde macunlanmış yerlerde boyaların patladığını görüp boyacıya "abi ne iş?" demiş, o vakte kadar uysal, halim selim olan mıstaa abi birden sapıtıp aldığımız boyaya, evin duvarına, babamın gözünün üstündeki kaşa, kısacası ota boka laf edip, toplayıp eşyalarını gitmiş. pazar sabahı yarım boyanmış bir ev, üstelik macunun kalitesizliğinden patlak çatlak, pis mi piss, dahası mevsim itibariyle boyacı bulunamıyor, dahası 2 hafta sonra tatil var hiç hazırlığımz yok! Babam sağ olsun her semtte, (çoğu ilde) arayacak bi tanıdığı var. hemen bir boyacı ayarlanıyor evin işi 1 gün gecikmeyle bitiyor. Sonrası yorucu bir temizlik faslı, anneannede çoşmuş tutişi eve adapte etme, tatil alışverişi, çamaşır, ütü, bavul vs. vs.
-Antalyaya gittim de kendimi güneşe yaydım, dinlendim,kitap okudum, gezdim tozdum, yedim, içtim, dağıttım sandınız dimi. Yok anacıım evde 1 ay boya badanaya rağzıydım yeterki tatilde şu bir cümle evvel saydığım eylemlerden birini yapabilseydim eğer...
Gidiş yolu bir önceki uzun yolculuktan dilimiz yandığından planlı ve güzel geçti. Tutiş her arıza verdiğinde meyve, oyuncak, kraker sunduk. bu uzun yolculuklarda en olmazsa olmazımız babamızın alırken benim bir ton laf ettiğim navigasyon aletimiz, hayır adam tamamen bir arkadaşında görüp özenip aldı, bu kadar işe yarayacağını bilseydim ağzımı kapatır " beyim iyisini bilir" derdim. hoş finike yollarında şaşırıp bizi uçsuz bucaksız portakal tarlalarına soktu ama olsundu, biz onu seviyorduk! Efenim biz bu alete mini dividi pleyırmış gibi davranıp leptopumuzdaki poko ve kayyularımızı yükledik. yolda kız su kaynattımı yan cama vantuzlatıp seyrettirdik.O da oto koltuğuna yayılıp bir de pambik bacaklarını bağdaş kurup seyretti. Favori çizgifilmi olan bebelere uzun yol için öneriyoruz, dividi pleyırınız yoksa ucuzundan empeüç çalan, muvii gösterten bu zımbırtılardan alın. Hem yollarda kaybolun macera olsun hemde bebeleriniz arıza yapmasın.:)

arkası yarın....

17 Nisan 2010 Cumartesi

bisiklet...

Küçük bir çocukken ne zaman babamın işyerine yada taksim tarafına gitsek haşimişcan'dan geçerken babamın birgün oradan bana bisiklet alacağını hayal eder dururdum. Eşşek kadar olduğumda bile buradan her geçtiğimde, kah çalıştığım yere gitmek için, kah gezmeye, kah taksime içmeye içimde kalan bu ukteyi hatırlar dururdum. Geçenlerde koca kişisiyle ne konuşuyorsak laf bu bisiklet cenneti olarak gördüğümüz geçide geldi oda demez mi "hep oradan bir bisiklet alınsın istemişimdir" diye.
İkimizinde içinde ukte kalmış mersem ama geçen haftasonu çıkarttık içimizden bir daha oradan geçmek bize koomaz!
Tutişim aşkımı alışverişmerkezinde bir oyuncakçıda bisiklete bindirmiştim denemek amaçlı, aman ne sevdi, inmek istemedi. Babanneside doğum gününde cebine harçlık verince, kendi harçlığıyla ona bisiklet alalım dedik. İçimizde kalan ukteyide çıkartmak maksatlı haftasonu soluğu haşimişcanda aldık. Hayal kırıklığı! var olan modeller zaten vasat, birde bu vasatlık oranın tozu, isi ile birleşmiş tam bir iğrençlik olmuş. karı- koca içimizde yaklaşık 30 yıldan beri ukte kalmış bisiklet cennetinden bir bisiklet sahibi olma hevesi puff diye uçtu gitti. Koca kişisi tutişe en uygun seçimin ilk bindiği, beğendiği bisiklet olduğunu savunup dümeni town sentır'a kırdı. Tutişi öğlen uykusu için anneannesine bıraktık. Biz bisiklet almaya gittik. Allahtan denediğimiz bisikletin kız rengi (pembeee) vardı, aldık çıktık. Hazır tutiş uyuyorken başbaşa kahve bile içtik. sanki kıza son model araba almışız, bende bir heyecan bir heyecan... Onun gördüğü andaki mutluluğunu düşündükçe içim içime sığmadı. Anneanneye zor attık kendimizi. Gerçektende sevinci görülmeye değerdi, epey bi inmedi üzerinden. Bisiklet bagaja sığmadığından arabanın ön koltuğunda eve geldi. Eve götürelim diye tutturmadı allahtan. Bugün hava güzeldi sabahtan biraz turladık bahçede. Yalnız bizim araba tam evlere şenlik oldu; bagajda puset, içerde araba koltuğu, bisklet, bilumum balon ve oyuncaklar, bir kaç ıvır zıvır daha tıkdıkmı hindistan otobüsleri gibi gezeriz semtimin ara sokaklarında...

6 Nisan 2010 Salı

yine kızımı mı kötüledim ne?

Takip ettiğim blog sayısı arrtıkça kendi bloğuma yazmaya vakit kalmıyormu ne? kendi blogum bir kenara kalsın, bu bloglar benim dengemi bozuyor kardişim. aktivit anneler, hamarat anneler, bebelere çeşit çeşit yemek, pasta çörek yapanlar, kurslara gidenler, müziğe gidenler, yoga, platesçiler, fotoğraf üstadları vedeee bebeleri dünyanın 8. harikası gibi bahseden anneler... geriliyorum kaşıntı basıyor... ahanda açık açık yazıyorum: biz mal mal dolanıyoruz evde, tutiş dağıtıyor ben topluyorum, tutiş kirletiyor ben temizliyorum, tutiş acıkıyor ben doyuruyorum...Dışarı çıktığımız zamanlarda ise arabayı kullanabildiğim sınırları genişletmeye çalışıp o market senin bu market benim dolaşıyoruz. Hala otabana çıkabilmiş değilim. bir tek dün hava güzel diye hep önünden geçip içine girmediğimiz bir parka gittik, yavrum evladım yeni
doğmuş kuzular gibi seke seke dolandı durdu. Ayrıca bizimde geyik geyik aktivitelerimiz var: bilumum bakliyat ve makarnaları bardaktaki suya atmaca-çıkarmaca, yastıkları koltuğa dayayıp arabalara rampa yapmaca, alışverişmerkezindeki mağzalardan topladığız balonları satmaca, orgtaki en hareketli ritmi açıp etrafta dönmece...Bunların dışında tutişin en sevdiği şeylerden biri de dağıtmaca, Allahım ben hayatımda bukadar dağıtan bir çocuk daha göremem heralde, kıza düzenli ve yerinde duran herşey batıyor, hayır alıp oynasa gam yemeyeceğim, sadece dağıtıp bırakıyor. Bazen evin her bir metrekaresinde 2-3 ıvır zıvır oluyor. Hani şöyle huysuzun, mummynin bebelerinin odası gibi çekmeceli, raflı filan bir düzenimiz olsa diye hayal ediyorum bazı. Ama hayal olarak kalıyor sadece. Birde kızımın hala beceremediği şeyler var ki şu demin bahsettiğim bebeleri dünyanın 8. harikası gibi bahseden annelere versem acep şu kızı adam ederler mi? -Hala lazımlık ve klozete kılız, siniriz. (arada kıyafetiyle oturup bizi taklit edince havalara uçuyorum) -Hala bardaktan su içemiyor. -Hala kahvaltıda cicibebeli karışım yapıyorum, diğer ana öğünleri çorba yapıyorum. Oysaki katı şeyleri yemeyle ilgili problemi yok; meyveleri ısırarak yiyor, ayıcık şekeri bütün yutuyor. Ama yemek olsun kahvatılık olsun 2-3 yedikten sonra ağzında geveleyip tükürüyor. -AVMlerdeki jetonlu arabalar,a hayvanlara dururken çok ilgi gösteriyor gidip jeton alıyoruz, hareket edince tırsıp inmek istiyor. teraneler ya kendi kendine dönüyor sallanıyor, yada en yakındaki bebeye "gel bin boşa gitmesin bari" diyoruz. -Kızarmış patates, çikolata, haribo, yumurta çikolata, lolipop, kraker, sakız kısacası zararlı nekadar b.k püsür varsa acaip seviyor. mekdanılds ve börgırkingi 50 metre öteden tanıyor ve marketteki şekerleme reyonunun yerini ezbere biliyor. (Evdeki bir mekdanıls pipetini bile kırk kere soruyor " anne mekdanılds mıı?" diye aklı sıra ben evet deyince " hade patates yiyelim" diyecek. - Dışarda kimsenin elinde balon ve top görmesin illa onun olacak! -laptopda kayyu,poko, sayıcılar, dev ve kırmızılar, gazoon var, anası gibi okadar kararsızki çoğu zaman şunu aç bunu aç demekten hiçbirşey seyretmiyor. -Hala emziksiz uyumuyor, gündüz ortada görmezse problem yok, ama yatacağı zaman mutlaka istiyor.
Ben kızımı kötüledim isteyen okusun evladını beğensin , isteyen vah vah desin;)

11 Mart 2010 Perşembe

Kardeşler giysin...


Pi-nik kuş sayesinde hem tatlı bir blogger anneyle tanıştım hem de çorbaya azıcıkta tuz kattım. Küçülmüşlerimizi yıkadık... Tutiş kızımın gelmesine yakın bu minik giysileri nasıl yıkadım hazırladım, o zamanları hatırladım. 0-6 ve 1yaş giysilerimizi ufak tefek oyuncaklarımızı ayrı ayrı poşetleyip hafta sonu Anne duru'ya bırakacağız inşallah. Tutişe'de anlatım sabah ortalıktaki giysileri yıkamak için makineye atarken, epey bi söylendi "kadessler giysiiin" diye... Türkiyede yardımların doğru yere ulaşmamasının verdiği tedirginlikle birkaç kez mailleştik olmadı telefonda konuştuk. Yollayacaklarım çok matah şeyler değil, özellikle kızımın mevlütünde gelmiş bi sürü örgü yelek patik var hiç giydirmediğim ama isterim ki Elazığ'da köylerde ihtiyacı olanlar varken ziyan olmasın bunlar. Tavsiyem sizde bir iyilik yapın... sıkılmış, bunalmış kafaya acaip ilaç gibi geliyor.

8 Mart 2010 Pazartesi

iyi- kötü-çirkin

İnci tanem tutişim iyice dillendi. Bazen okadar şaşırtıyorki beni anlatamam. birkaç gün önce sabah kahvaltısı için tereyağını çıkarmıştım buzdolabından kaşla göz arasında almış tezgahtan "üütas, üütas"(sütaş) diyor. Geçenlerde kokokola hediyesi penguşi severken bana "bu gözü, bu aazıı, bu ayaklayııı"diye gösteriyor son olarak penguşin totosundan sallanan kokokola etiketini tutup "bu koya" dedi, orda koptum. Bu küçük insanlara tv faydalımı zararlımı bence çok derin tartışılır. Bizde genelde açık tv, zaten o beğendikleri dışında pek bakmaz; reklamlar, gece bahçesi, poko, pepe, hayvanların sırları ve gazoon favorileri bunların haricinde ancak oynak bir müzik çıktımı dans eder. Birde ilginç bağdaştırmaları var, markette rafa eğilmiş çarşaflı kadını görünce "amin ami yapıoo" dedi, burda da çarşaflı kadın kopmuştu. Hani plastik komik insan figürü foto çerçeveleri vardır ya bize de hediye gelmişti yıllar evvel, gelin olanda benim kellem damatta koca kişisinin kellesi var (dogal olarak) bu iki zat tutişin en sevdiği oyuncakları onları öpüştürür, yanyana uyutur, hayvanlara bindirir, el ele tutuşturup "peeenseee" oynatır, bebek arabasına koyup dolaştırır... bende ne güsel evladım kendi kendine oynayabiliyor diye sevindirik olurum. Hafta sonu bir yerlere gideceğimizi anladığı zaman babasının elinden tutup kaldırıyor "baba külop giysin atta gidelim" diyor. Bu kilot giyme meselesi nasıl çıktı anlam veremiyorum duyanda sancak ki evde donsuz dolaşıyoruz atta giderken giyiyoruz. -mi -mu kullanarak soru sorması beni çok güldürüyor bitti mii? geldi mi? düttü mü? Birde kıza mütemadiyen "dikkat et düşersin" dediğimizden mutelif oyuncaklarını koltuğun, masanın kenarına koyup "dittat et düseysiin" diyor.

Küçük insan tutiş böyle bilmiş, bitirmiş hallerini lazımlığına karşı kullansa daha bi mutlu olcağım gerçi. "Annem otuuuy" diye beni oturtuyor benim iki üç ıkınmamdan sonra hemen "anne beeeez" diyor, (burda bez tuvalet kağıdı oluyor) şakadan siliyorum kendimi, ben kalkınca "bay bay kakalaay" deyip hazneyi boşaltmamı istiyor. Buraya kadar herşey çok hoş, yalnız iş kendisine gelice ağlayarak kaçıyor bu 2. lazımlığımız ilki ucuz yollu koca delikli bişeydi heralde poposu tamamen içine girdi oturttuğumda (ki bu 16-18. aylardaydı) bundan mı tırstı nedir? Zaten klozet tam bir fiyasko, baba kişisi pek hijyen takıldığından çocuk ne zaman klozete yaklaşsa "elleme, dokunma pis kızım" dediğinden klozete 2 karış kala duruyor tutiş. Keşke her sözümüzü bukadar dinlese. lazımlık salonun baş köşesinde duruyor bizim evde, amaç alışsın, maşallah tüm bebekler, hayvanlar, arabalar, anne, baba içine z.çtı bi bizim kız oturmadı üstüne. Bide çok seviyor belki ısınır diye igıllpigıllı bu seferki lazımlık. Kötü huylarının arasında birde çok dağınık bir kız olması var. Çok seviyor dağıtmayı, ben hayvanları toplayıp kutusuna koyarken o legoları dağıtıyor, yetmiyor çay takımını çıkartıyor, yetmiyor çekmece açıyor birşeyler çıkartıyor.

Çirkin hallerine gelince; son 1 haftadır geceleri saat 2 veya 4 gibi uyanıp bir daha uyumamak için zırıl zırıl ağlaması. Önceleri bir rahatsızlığı mı var diye düşündüm. Ama şımara şımara ağlamasına bakılırsa bir yeri ağrımıyor. Genelde 1 saatin sonunda çileden çıkıyor ya kendi haline bırakıp bir yerlere kıvrılıyor yatıyorum yada uyutana kadar sallıyorum. Hafta sonu 1 geceliğine istanbul'a yakın biyerde kaplıca tatili yapan anneanne ile dedenin yanına gittik yorgunluktan bu gece uyanmaz diye düşünürken en beter gecemizi yaşadık, annem bile şaştı duruma. Birde onu susturamadan koca kişisi başlamadımı "yok üstünü niye çok örttün terlemiş, yok kaloriferi niye kısmadın? 2 gündür kaka yapmadıysa zıçtıran şurubunu niye almadın?" Annemler olmasa valla ikisinide bırakıp kaçacaktım o denli gerildim... Bu şımararak ağlama meselesi reklamlarda çikolata gördüğünde de var. ( hele o "bugün birşey yapamadım dışardan söyledim" diyen zilli yok mu?) günde bir tane o reklamdaki "pitikaa"dan (çikolata) götürüyor. Çubuk ve balık krakeride çok seviyor, çubuk diyemediğinden buku yada boku diyor. Markette "bokuuu bokuu" diye zırlayınca tanımamazlıktan geliyorum kendisini. Bu kadar şımarması beni deli ediyor, çünkü dışarda zırlayan çocuklardan haz etmediğimden genelde dikkatli davranıyorum. eğer alacaksam o istemeden ben alıp "evde bundan yok bir tane alalım" diyorum yada o mamüllerin bulunduğu raflardan geçmemeye özen gösteriyorum. Ama bazen bu metotlar uygulama dışı kalabiliyor malesef. Hani yurtdışından yazan blogger anneler bahseder ya ordaki çocukların türkler kadar zırlamadığından işin sırrı ne? biz nerede hata yapıyoruz çok merak ediyorum doğrusu.
Yazmaya vakit bulursam bi ara kendimle ilgili de iyi- kötü-çirkin yazmak istiyorum. inşallah diyelim...